Teknolojinin Hayatımızdaki Önemi

Cuma günü son ders de bitmişti. Mehmet hızlıca çantasını toparladı ve kendisini bekleyen öğrenci servisine koştu. Yine herkesten önce gelmişti. Her zamanki yerine oturdu ve aracın hareket etmesini beklerken zaman geçirmek için akıllı telefonunu montunun cebinden çıkardı. Hızlıca telefonundaki bildirimleri inceledi. Kendi kendine “Harika!” diye mırıldandı. Belli ki mutlu olmuştu. Yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi. O akşam Galatasaray’ın maçı vardı ve babasıyla sözleşmişti. Maçı beraber izleyeceklerdi. Bunu da hatırlatması için telefonuna kaydetmişti.

Mehmet; on bir yaşında, orta boylu, kahverengi gözlü, kumral saçlarını arkaya doğru tarayan, yakışıklı bir çocuktu ve ortaokul beşinci sınıfa gidiyordu. Belki de çok hareketli olmasından dolayı arkadaşlarına göre biraz zayıftı. Babasının işleri yoğun olduğundan, beraber bir etkinlik yapabilmek için sürekli fırsat kolluyordu. Çünkü babasıyla birlikte olmak Mehmet’i mutlu ediyordu. Onunla geçirdiği her vakit Mehmet için çok değerliydi.

Babası, her akşam olduğu gibi, koltuğunda çayını yudumluyor; Mehmet ise sarı kırmızı formasını giymiş, bir yandan maçı izliyor bir yandan da takımının tezahüratını yapıyordu. Maçın henüz on beşinci dakikasıydı ki birden elektrikler kesildi. Babası Mehmet’e karanlıkta gezinmemesini tembihleyerek mutfaktan mum almaya gitti. Mehmet çok üzülmüştü. Babasının da duyabileceği bir şekilde “Elektrikler tam da kesilecek zamanı buldu!” diye söylendi.

Babası, bir çay tabağının üzerinde yanan mumla odaya dönerken “Aslında iyi oldu!” dedi ve elindeki mumu ortada duran sehpanın üzerine koydu. “Ne iyi oldu baba? Elektriklerin kesilmesi mi?” diye sordu Mehmet. Karanlıkta bile şaşkınlığı yüzünde görülebiliyordu. “Evet, elektriklerin kesilmesi iyi oldu, uzun zamandır seninle sohbet edemiyorduk. İşte sana fırsat!”

Mehmet, babasının her durumda kendini mutlu edecek bir neden bulabilmesine hayret ediyordu.

Bizim zamanımızda elektrik yoktu, biliyor musun?

Nasıl yani! Nasıl televizyon izliyordunuz o zaman?

Televizyon da yoktu, dedi babası Mehmet’e doğru gülümseyerek.

İyi de baba, o zaman maçları izleyemiyordun, öyle mi?

Maçları dinliyorduk, dedi babası ve iç çekerek devam etti:

Küçük bir radyom vardı o zamanlar. Maçlar gündüz oynanırdı. Çünkü bugün olduğu gibi ışıklandırılmış büyük futbol stadyumları yoktu.  Maç saati geldiğinde hayat dururdu benim için!

O zaman yiyecekleri nerede saklıyordunuz, bozulmuyorlar mıydı?

Güneş görmeyen en karanlık odayı ambar yapardık. Bütün yiyecekler orada muhafaza edilir, ihtiyaç duydukça gider alırdık. Şimdiki gibi buzdolabı veya derin dondurucu olmadığından, çabuk bozulan et, peynir gibi ihtiyaçlarımız yiyebileceğimiz kadar hazırlanır ve sofraya konurdu.

Yani baba, sen çocukluğunda hiç soğuk su içmedin mi?

İçmez olur muyum? Hem de kana kana içiyordum çeşmeden, dedi babası.

Mehmet babasının kana kana soğuk su içebilmesine de anlam veremedi.

Evlerde su yoktu, dediğinde ise Mehmet’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Köyün ortasında, dağdan gelen buz gibi suyun aktığı bir çeşmemiz vardı. Köylü elinde güğüm ve ibriklerle su kuyruğuna girer, suyunu dolduran ayrılırdı. Suyun soğuk kalması için de bu ibriklerin üzerine bez geçirilir ve ıslatılırdı.

Güğümle ibrik nedir baba?

Tarif etmem zor! Bir ara internetten gösteririm, dedi babası. “Ne de olsa internet her şeyi ayağımıza getirip bize sunuyor.”

Ya telefon? diye sordu Mehmet. Telefon var mıydı?

Köyümüzde telefon da yoktu. En yakın telefon 8 kilometre uzağımızdaki kasabadaydı. Daha çok mektupla haberleşiyorduk, yani postayla. Senin telefonla yazdığın e-postayı biz kâğıda yazıyor, zarfın içine koyup postalıyorduk. Bir ay içerisinde gönderdiğimiz kişiye ulaşırsa kendimizi şanslı sayıyorduk. Şimdi ise bir e-posta saniyeler içerisinde karşı tarafa ulaşıyor.

Mehmet’in kafası karışmıştı. Babasının çocukluğunu geçirdiği o dönemde yaşamayı isteyip istemeyeceğini kendisine içinden sordu. Tam bu sırada elektrikler geldi. Gözlerini ovuşturduğu anda annesinin odada olduğunu gördü.

Anne! Sen burada mıydın?

Evet, hem de muhabbetinizin başından beri buradayım. Baktım baba oğul çok güzel bir sohbetin içerisindesiniz, konuşmanızı bölmek istemedim. Ayrıca size bir sürprizim var. Sohbetinizi akıllı telefonum sayesinde kaydettim. Sizin için güzel bir hatıra!

Murat Çelik